#BizMINIyiz   | MINI Türkiye

#BİZMINIYİZ

MINI “küçük yaşamın” en büyük keyfi ve lüksü.

Can Karaca için MINI “küçük yaşamın” en büyük keyfi ve lüksü. Otomobili, omuzlarına aldığı bir pelerin gibi onu tamamlıyor. Pratik, zevkli ve hızlı. Profesyonel fotoğrafçı olarak çalışan Can’a keyif odaklı tüm maceralarında bagajda köpeği Mr.Brown, spor malzemeleri, fotoğraf makinesi ile MINI eşlik ediyor.

Bize biraz kendinden bahseder misin? Kaç yaşındasın, nerede yaşıyorsun?

Ben Can Karaca. 1980 doğumluyum. Bir süre Los Angeles’da, İtalya’da ve Dubai’de çalıştım ve yaşadım. İstanbul’da bir dönem Kemerburgaz’da yaşadım. Şimdi Maslak’ta oturuyorum.
MINI küçük yaşamın en büyük keyfi ve lüksü
MINI küçük yaşamın en büyük keyfi ve lüksü

Hangi işle uğraşıyorsun?

Benim hikayem biraz enteresan aslında. Yüksek Mimarım. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde mimarlık okudum. Baba mesleğidir aynı zamanda bizde. Babama bir arkadaşı borcuna karşılık bir profesyonel fotoğraf makinesi seti vermişti. O dönem babam mimarlıkla birlikte reklamcılık da yapıyordu. Bir karanlık oda kurmuştu dia pozitifleri banyo etmek için. Hiperaktif bir çocuktum. Beni zapt etmek için iki yol bulmuşlardı. Ya annemle yemek yapıyordum ya da babamla karanlık odada fotoğraf tab ediyorduk. 8 yaşımdan itibaren 10-11 yaşına kadar düzen aşağı yukarı buydu. Bir yaştan sonra elime fotoğraf makinesini aldım ve çekmeye başladım. Üniversitede fotoğraftan ister istemez uzaklaştım. Mimarlık ağır bir eğitim. Mezun olduktan sonra mesleğimi yapmaya başladım fakat mimarlıktan mutlu değildim. Artık internet de elimizin altındaydı. Gözüm sürekli fotoğraf arıyordu. Bir gün Dubai’de şantiyedeki bilgisayar ekranında fotoğraflara bakarken kafamı kaldırdım ve dışarı baktım. O an bir karar verip istifa ettim. Son maaşımla kendime dijital bir set aldım. Analogdan dijitale 2010’da geçtim. Bir süredir zaten mimarlık dışında neler yapabileceğimi görmek için yollar arıyordum kendime. Türkiye’de bir dış ticaret işi başlatmıştım. Oradan kazandığım parayla ekipman yatırımı yaptım. Sonra işler kriz nedeniyle kötüye gitmeye başlayınca benim artık fotoğraftan para kazanmamın zamanı geldi dedim. 2017’den bu yana profesyonel fotoğrafçı olarak çalışıyorum. O güne dek de moda konusunda özellikle kendimi iyi eğitmiş ve pratik kazanmıştım. Hızlı bir şekilde işlere başladım. Basılı kataloglar, kampanyalar çektim. Öyle de devam ediyor. Türkiye’de önde gelen moda dergilerine yaptığım çekimler oluyor. Kampanya ve imaj fotoğrafları çekmeye devam ediyorum.
MINI küçük yaşamın en büyük keyfi ve lüksü

Fotoğrafı meslek edinmenle birlikte hayatında neler değişti?

Fotoğraf, benim için ateşli bir tutku olarak başladı ama aslında gelişen bir süreç. Sizinle birlikte bir yöne doğru yol alıyor. Yaşamı onunla deneyimliyor olmak müthiş keyifli benim için. Hep daha iyisini araştıran, ‘what’s next’ diyen biri oldum hayatta. Profesyonel anlamda özellikle moda alanında çekimlere devam ediyorum. Bir yandan yakın gelecekte farklı sanatsal projeler var hayata geçirmek istediğim. Bir sergi fikrim var. Bakalım…

Hayatta fotoğraf dışında tutkuyla yapmayı sevdiğin şeyler nelerdir?

Hiperaktifim ve yay burcuyum. Burcumun tüm özelliklerine sahibim: Gezer, doğayı, sporu sever. Köpeğimle doğada yürüyüş yapmayı seviyorum. Öte yandan spor, hayatımın merkezine çok yakın bir yerde. Formda kalmak için spor salonunda antrenman yapıyorum ama sörf ve snowboard’un bendeki yeri çok ayrı. Beş yaşından beri kayak kayıyorum. O tutku, 13-15 yaşında snowboard’a evrildi. Türkiye’de snowboard’u ilk ayağına geçiren beş-on kişiden biriyim. Dalga sörfüne ilk dil okulu için gittiğim Los Angeles’da başladım. Oradaki dil hocam sörfçüydü. Bana sörfü o öğretmişti. O yaşta herkes alışveriş merkezi, Universal Studios gezerken ben her gün onunla Huntington Beach’e gidip sörf yapıyordum.

Los Angeles, 16 yaşından beri hep var hayatımda, üç-beş ay kalıp dönüyorum ama dalga sörfü için uzak yerlere gitmek gerekiyor, devam ettirmesi kolay bir spor değil. Oradan kitesurf, kiteboard ve windsurf’e geçtim. Bu coğrafyada da rahatlıkla yapabildiğim sporlar olduğu için rüzgara çok hızlı bir şekilde ve severek adapte oldum. Kilyos’ta, Karadeniz’de birçok yerde yapabiliyorsun. Kötü hava yoktur, kötü kıyafet vardır deriz. Ben de İstanbul’da Aralık ayı dahil ne zaman rüzgar ve dalgayı yakalarsam, sudayım. Kilyos’ta Gümüşdere’den çıkıyorum mesala kite’a.
MINI küçük yaşamın en büyük keyfi ve lüksü
MINI küçük yaşamın en büyük keyfi ve lüksü

MINI ile ilk ne zaman ve nasıl tanıştın? Bize biraz MINI ile tanışma hikayeni anlatır mısın?

90’ların sonunda araba merakım başlamıştı. Daha farkındalık sahibi bir şekilde etrafımdaki arabaları inceliyordum. Babamın bir arkadaşı, o dönemde klasik otomobil müzesini kuruyordu. Babam da mekanın dekorasyonunu üstlenmişti. Bizim klasik otomobilimiz yoktu ama gerçekleştirilen klasik otomobil rallilerinde safety car -yani öndeki güvenlik aracı oluyorduk. Bu sayede hiç bilmediğim görmediğim klasik arabalarla tanıştım. MINI’yi ilk orada görmüştüm. Annem çok aşıktı MINI’ye hep bahsederdi. Gençliğinde taparmış. “Bak Can, işte bu MINI” demişti. Gördüğüm anda vurulduğumu hatırlıyorum.
MINI’yle ailecek ciddi bir geçmişimiz ve pek çok hikayem var aslında. Ailem dış ticaretle uğraşıyor. Dünyanın en önemli ve sanatsal değeri yüksek mozaik firmalarından birinin Türkiye distribütörüyüz. Cam mozaiğin ötesinde uluslararası sanatçılar ve stil ikonlarıyla iş birlikleri yapan İtalyan bir marka Bisazza Mosaico. MINI ile de bir ortak proje yaptı. Proje kapsamında markanın kavis dönebilen mozaiği Opus Romano ile özel desenlerde, eğimli tavana sahip dört adet MINI kaplanmıştı. Dünyanın farklı yerlerinde sergilenen dört MINI’den birini Türkiye’ye getirmiştik.
Bir başka hikâyem de; MINI’nin yeniden lansmanı döneminde, İtalya’da yaşıyordum. Transformers ile bir iş birlikleri vardı. MINI’nin websitesinden kendi MINI transformer’larını yapıyordun. Ofiste üç tane yapmıştım kendime ve arşivlemiştim. Kaputu kalkan, elinde kılıcı olan vardı. Hâlâ durur bilgisayarımda.
MINI küçük yaşamın en büyük keyfi ve lüksü

Ne kadar süredir MINI kullanıyorsun?

MINI ilk arabam değildi ama hep hayalimdi. Tasarımını ve performansını oldum olası sevmişimdir. 2013’ten beri MINI kullanıyorum. Paceman’i ise çıkar çıkmaz bir dergide görüp, “budur!” demiştim. O dönemki kız arkadaşımla birlikte gemiden inen ilk MINI’leri almıştık. Ben kırmızısını, o beyazını almıştı. Çok güzel, metalik bir bakır kahvesi var. Esas o renge bayılıyordum ancak full aksesuar paketli kırmızı vardı. Şans bu ya, şimdi Maslak’ta aynı apartmanda bir komşumda var kahvesi.
MINI küçük yaşamın en büyük keyfi ve lüksü

MINI Cooper S Paceman ALL4 kullanıyorsun. Bu MINI’yi neden seçtin?

Tasarım olarak hatchback ve spor araba seviyorum. Küçük araba seviyorum. Enteresan bir şey küçük araba tasarlamak. Belçika’da düzenlenen bir expo kapsamında küçük arabaların olduğu bir koleksiyonu görme fırsatım olmuştu. En güzel küçük araba gerçekten MINI’ydi. Bir stili var her şeyden önce. Onu seviyorum. Seri araba kullanmayı, hızı seviyorum. Bir arabanın tasarımının yanı sıra sürüşüne de aşık olmalıyım. “Drivers car” seviyorum. Paceman bu anlamda, hem sportif, hem ALL4, çevik ve atletik bir araç. Müthiş dengeli ve yol tutuşu çok iyi. Çok araba test ettim. Yarış yapan arkadaşlarım var. MINI kadar yol tutuşu bu segmentteki araçta az gördüm. Çok dengeli ve kontrolü hissedebiliyorsun. Paceman’deki 4-çeker sisteminin de de bunda elbette büyük rolü var. Normal bir hatchback araba gibi hissettirmiyor. Hem hatchback bir otomobil hem de 4-çeker bir SUV kullanıyor gibisin.
Mimar olduğum için tasarım ve estetiğin yanı sıra fonksiyonel olması da benim için çok önemli. Küpün üç boyutu vardır mimarlıkta. Fonksiyonalite, konstrüksiyon ve estetik, üç temeldir bu, biri olmazsa eksiktir. Aynı şey araba için de geçerli. MINI Cabrio’yu da çok seviyordum örneğin ama önden çekişli olduğunu öğrendiğimde vazgeçmiştim. Paceman’i gördüğüm gibi diğerlerini unuttum.
İlk sorduğum soru “yüksekliği ve 4-çeker sistemi, MINI Countryman ile aynı mı?” olmuştu. Gerçekten de öyle. Countryman büyüklüğünde ama benim istediğim gibi spor. Bagaj hacmi de aşağı yukarı aynı. Paceman bu anlamda tüm ihtiyaçlarımı ve beklentimi birebir karşılayan bir model. Hiç çaktırmasa da aslında büyük. Kasa olarak Countryman’den çok bir farkı yok ama benim istediğim gibi spor, çok daha sportif ve dinamik bir hissi var. Hem SUV, hem spor bir araba. Köpeğime, sörf tahtama, kiteboard’a vs yanımda taşıdığım her şeye yer var. Tek kapılı spor bir SUV gibi. Eğimli tavanını da çok seviyorum.
MINI küçük yaşamın en büyük keyfi ve lüksü

Günlük sürüş deneyimin nasıl?

MINI’yi keyif odaklı ve hep spor modunda kullanıyorum. Off-road yaptığım ayrı bir arazi aracım da var ama keyifli bir gün geçirmek için dışarıdaysam, daima MINI’yle yola çıkıyorum. Aşırı ekipman ihtiyacı olmayan çekimlere MINI’yle gitmeyi tercih ediyorum. Toplantılar, stüdyo, şehir içinde genellikle MINI’yleyim. Caddebostan’a kaykay yapmaya MINI’yle gidiyorum. Yeni yerler, aynı zamanda çekim mekanları keşfetmek için de İstanbul çevresinde MINI ile çok geziyorum. Gece çıkarken de MINI’yleyim.

Şu ana kadar MINI ile çıktığın en keyifli yolculuğu anlatır mısın? / Bize MINI ile çıkmak için önereceğin rota neresi olurdu?

Bir dönem Kemerburgaz’da yaşadım. O yolu çok severim. Şehirlerarası yol gibidir. Sörf ve kite için sürekli Kilyos’a gidip geliyorum. O civarda yeni yollar keşfetmeyi seviyorum. Kite için Urla’ya giderken -tam günbatımıydı bir de- Manisa-İzmir arasındaki kıvrımlı ve yokuş yukarı yol, inanılmaz keyifliydi.
MINI küçük yaşamın en büyük keyfi ve lüksü
Fırsatınız olursa İtalya Ancona’ya Çeşme’den feribot seferleri yapılıyor. Arabayla bir İtalya seyahati düşünürseniz o civardaki dağlık yolları da çok tavsiye ederim, manzarası ve sürüşü ile çok zevkli yollardır. İtalya’da çalıştığım dönemde üç ayda bir gidip geliyordum.
Los Angeles’da bir dönem bir şehircilik projesinde ön araştırma yapmak için de bulundum. Los Angeles-San Diego ve Tiguana üçgenindeki şehircilik durumlarının incelendiği bir projede görev aldım. Kiraladığımız arabayla boydan boya her yeri gezmiştik. O yolları bir kez daha kendi MINI’mle baştan kat etmek isterdim.
MINI küçük yaşamın en büyük keyfi ve lüksü

MINI kullanmanın/sahibi olmanın sence en güzel yanı nedir? Araç içinde geçirdiğin vakit senin için değerli mi?

Arabamla yaşıyorum bir nevi, MINI ikinci evim. Bagajda köpeğim Mr.Brown, kite-sörf malzemelerim, sörf tahtam, gym çantam. Sevdiğim müzikler… MINI ile yolda olmak son derece keyifli.
Normal MINI ve Countryman’e kıyasla Paceman sahibi olmak da enteresan. Özel seri bir araca sahip olmak gibi. Özellikle İstanbul’da çok az sayıda olduğu için sokakta çok soran oluyor, ilgi görüyor. 196 beyir, ALL4 bir araba ama Countryman desen değil, ufak desen hiç değil. Herkes bu yönüyle aracı merak ediyor.
Yaşam bana göre küçük, kaliteli, keyifli ve gustosu olan bi akışta olmalı. “Küçük hayat” seviyorum, pratik ve hızlı. Ve en büyük lüksüm, sahip olduğum en pahalı şey MINI’m.
13 yaşından beri İtalya’ya gidiyorum. Küçük arabayla yaşam kültürüyle orada tanıştım. Yaşamı büyütmek hatta sahip olduğunuz aracı bile büyütmek yavaşlatıyor insanı. Yavaşlamak iyi bir şey değil bana göre. Bir konfor alanına sabitleniyor hayatınız. Aşırı seçicileşmeye başlıyorsun ve bu da insanın erken yaşlanmasına sebebiyet veriyor. Bana sorarsan, hep bir heyecanın, meşgalen, hevesin olmalı ve yavaşlamamalısın.
Hep hiperaktiftim ancak bir dönem Kemerburgaz’da yaşarken ağırlaşmıştım. O bölge, ister istemez biraz daha saklı ve şehirden uzak bir hayat aşılıyor size. Şehre kıyasla daha az sosyal bir yer. Köpek, doğada vakit, off-road. Bunların hepsi çok güzeldi ama biraz durağanlaşmıştım, erken bir emeklilik gibi, o istediğim sosyallik ve heyecan eksikti. MINI’yi tam da o dönemde almıştım. Şehre gitmeye hiç üşenmiyordum. MINI yolu güzelleştirdi, heyecan kattı. Üzerimdeki ağırlığı attım üstümden resmen.
Tekrar şehirdeydim. Şehir merkezinde spor salonuna üye oldum. Her gün buraya geliyorsun nasıl diye şaşıranlar olsa da benim için inanılmaz zevkli bir yoldu. Hâlâ da öyle. Şimdi de Maslak’tan gidip geliyorum. Spor salonumla duygusal bağım da var. Yeniden dinamik bir yaşamım oldu. Omuzlarıma bir pelerin takılmış gibi süper güçlerime kavuştum sanki.

MINI’yle gerçekleştirmek istediğin bir hayalin var mı?

Bir gün, 60-70’ler İngiliz stilinde, orijinal Italian Job’un çekildiği dönemin stylingi ile klasik bir MINI çekimi yapmayı çok isterim.
MINI küçük yaşamın en büyük keyfi ve lüksü