#BizMINIyiz   | MINI Türkiye

#BİZMINIYİZ

GEÇMİŞTEN GELECEĞE MINI.

“MINI, kendine ait ruhu olan bir otomobil.”
Tarık Bayram için MINI, geçmişle bağını güçlendiren bir gelenek. İki adet Klasik Mini’si var Tarık Bayram’ın: 1980 model otomobilini, son kez 2001’de 500 adet üretilen Klasik Mini parçalarıyla restore etmiş. Hâlâ restorasyon aşamasında olan 1967 model otomobili için ise Mini’nin doğuşundan ilham alıyor ve ilk defa 1959’da üretilen Mark I modelinin parçalarını tercih ediyor; böylece Klasik Mini tarihinin başı ve sonu arasında bir köprü kuruyor. Model maket otomobil yapma hobisinden çok farklı değil aslında onun için otomobilleri; kendi kişiliğini, zevkini ve tutkusunu yansıtıyor her biri.

Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Ankaralıyım. 1981 doğumluyum. Doğduğumdan beri Ankara'da yaşıyorum. Çok uzun süreler olmamakla beraber, başka ülke ve şehirlerde yaşadığım oldu ama hayatımı hep burada idame ettirdim, evim hep buradaydı. Konutkent’te oturuyorum.

Hangi işle uğraşıyorsunuz?

Emlak sektöründe çalışıyorum. Ankara'da emlak ve arsa ticareti yapıyorum.
GEÇMİŞTEN GELECEĞE MINI.
GEÇMİŞTEN GELECEĞE MINI.

Boş zamanlarınızda neler yapmaktan hoşlanıyorsunuz?

Otomobil sporlarını severim, 1999-2002 yılları arasında lisanslı bir sürücü olarak, TOMSFED’in düzenlemiş olduğu otomobil drag yarışlarına katıldım. Katılmış olduğum yarışlardan kazandığım kupalarım var. Motor sporlarını seviyorum, onlarla ilgili bir şeyler yapmak veya izlemek hoşuma gidiyor.
Çocukluk yıllarımda başlayan otomobil merakı ve ilgisi, o yaşlarda beni ölçekli otomobil dünyasına yöneltti, ilk başta diecast model otomobilleri seviyordum, daha sonraları kendim yapmaya başladım. Model maketçilikte otomobillere ve motor sporlarına olan ilgimden dolayı, yaklaşık 25 yıla aşkın sürede oluşturduğum koleksiyonumun adet olarak yüzde 90’ı motor sporlarına ait otomobillerden oluşuyor. Ortalama bin adet civarı model maketim var diyebilirim ve tabi ki de MINI’ye olan özel ilgim, model maketçilikte de ayrı bir yere sahiptir, tahminimce 8-10 adet MINI maketi yapmışlığım vardır.
GEÇMİŞTEN GELECEĞE MINI.
GEÇMİŞTEN GELECEĞE MINI.

Motor sporlarına ilgi duyan birisi olarak hız tutkunu musunuz?

Hayır, sürat yapmayan birisiyim. Ne şehir içinde ne de şehirler arasında hız limitleri üzerinde hız yapmam. Hız limiti ne ise, o limiti aşmam. Uzun yıllardır bu şekilde araç kullanıyorum. Otomobili, trafik kurallarının gerektirdiği şekilde kullanmaktan zevk alıyorum. Yarışlara ilgim var, ama bu bir hız tutkusu değil.

MINI’yle nasıl tanıştınız?

Ortaokula gidiyordum, sene ‘93-‘94 olabilir. Bir otomobil galerisinde gördüğüm Klasik Mini’yi almak istedim 12-13 yaşındayken. Arabayı çok beğeniyordum, tipi çok güzeldi ve boyut olarak küçüktü. Benim o yıllardaki boyuma uygundu yani. Benim yaşımdaki bir çocuk için sanki ideal ölçekteydi. Evde bu konuyu aileme açtım ama maalesef ailemden araç alımı için onay çıkmadı. Doğal olarak o yaşta araç kullanmak mümkün olamayacağı için, benim teklifim ret kararı ile sonlandı ve galerideki o araç da bir başkası tarafından satın alınıp gözden kayboldu.

O dönemlerde MINI sizin için ne ifade ediyordu?

MINI, kendine ait bir ruhu olan otomobil, ben o yaşta bunu bilmiyordum, ama gördüğüm anda aracın tasarımı çok sevimli gelmişti, belki de bu durum Mini’nin tasarımının o yaşlardaki bir çocuk üzerindeki etkisi tarafından böyle hissedilmişti, o zamanlar öncelikli hissiyatım sevimli ve boyutları bana uyduğu için bir arabam olsun istemek yönündeydi. Yıllar sonra bu ruhun ne olduğunu tanımlayabileceğimden ve bu röportajı yapabilecek kadar MINI tutkusu oluşacağından benim de haberim yoktu. O yaşlarda istedim, fakat alamadım. Aradan yıllar geçtikten sonra almak nasip oldu diyelim. Türkiye'de çok fazla Klasik Mini yok, çünkü Klasik Mini’lerin o dönemde çok fazla ithal edilmediğini düşünüyorum, çok küçük boyutları itibarıyla talep görmemiş olabilir. Hatta o yıllarda bir söylenti de vardı, Ankara'da Çankaya’da bir kişide üç adet sıfır Mini Cooper var ve garajında koleksiyon olarak tutuyor deniliyordu. Belki hâlâ duruyordur, Türkiye'de nadir olduğu için çok değerli bu arabalar.

Peki ne zamandır MINI kullanıyorsunuz?

17 yıl önce MINI sahibi oldum. 2002 yılında güncellenmiş haliyle yeni MINI Cooper çıktığında, güncel bir MINI sahibi olmak istedim, Borusan'ın ilk sattığı arabalardan biri olabilir. Sonrasında 2003’te John Cooper Works, 2004'te yine MINI Cooper aldım ve 2005'te bir John Cooper Works daha aldım, Tahminimce Türkiye'deki en dolu ve en özel John Cooper Works'lerdendir. Aracı satma kararı alıp, internet üzerinden ilan verdikten sonra 45 dakikada yeni sahibi olacak kişi ile anlaşmıştım. MINI’nin seveni çok var ve nadir bulunan bir aracınız varsa alıcısı çok hızlı ve kolay bulunabiliyor.
GEÇMİŞTEN GELECEĞE MINI.

Sattığınız bu MINI’lerin dışında şu an iki adet Klasik Mini’niz var. Bu otomobilleri nasıl restore ettiniz? Parçaları nereden edindiniz?

Tüm parçalar İngiltere üzerinden geldi, zaten araç İngiliz aracı olduğu için orada hâlâ orijinal parçaları üretiliyor. Türkiye'de çok az bulunan bir araç olmasına rağmen Japonya'da, Avrupa ülkelerinde ve özellikle İngiltere'de sokaklar bunlarla dolu. Dolayısıyla parça bulunuyor, ama ağırlıkla İngiltere'de bulunuyor. Ben de zaten başka ülkelere yönelmedim. Doğrudan İngiltere'den baktım. Klasik Mini parçalarını üreten ve tedarik eden firmalar var.
GEÇMİŞTEN GELECEĞE MINI.

Restorasyon işlemine ne zaman başladınız?

1967 model aracı 2004 yılında aldım, 1980 model olanı ise 2005 yılında aldım. 2004'te aldığımı Manisa'da buldum, çok vasat haldeydi ve motoru falan çalışmıyordu. Arabayı söktürdük, İngiltere'den apar topar her şeyi sipariş ettim ve geldi. Ama işin içine girince şunu öğreniyorsun; usta faktörü çok önemli. Çünkü mesela, güncel bir arabanın çamurluğunda veya kapısında kaporta hasarı meydana gelse, tamiri bir haftada bitiriyor ve teslim ediyor. Ustalar haklı olarak maddi kazançlarını da göz önünde bulundurmak durumunda olduğu için bu tür işlere öncelik verebiliyorlar. Restorasyon sürecindeki bir otomobilin tamamını yapmak haftalarca aylarca meşgul ediyor. O yüzden çamurluğuna vurulmuş gelmiş, önden çarpmış, arkadan çarpmış arabalar araya girince sizinki de haliyle geride kalıyor.
GEÇMİŞTEN GELECEĞE MINI.

Ankara, Etimesgut’ta, İrfan Oto’ya emanet ediyorsunuz otomobillerinizi. Peki birlikte çalıştığınız diğer ustaları ve parça edindiğiniz yerleri nasıl seçiyorsunuz?

Türkiye'de Klasik Mini denildiğinde bunu en iyi bilen kişinin adı Ömer Ülkümen'dir, Bolu'da yaşıyor kendisi. Türkiye'de Klasik Mini sahibi olan herkes onu tanır, aracının restorasyon aşamasının %70-80'ini onla sürdürür. Ömer Abi'nin Klasik Mini üzerine olan bilgisi anlatılmaz, yaşadığınız örneklerde hissedebilirsiniz ancak. Aracın mekanik aksamlarından, mekaniklerin çalışma prensiplerinden, kaportayı oluşturan tüm unsurlardan, yıllara göre fabrikanın yaptığı güncelleme detaylarına kadar her detaya ve teknik tüm bilgilere sahip bir kişidir.
İngiliz arabalarının cıvatalarında BSW Standartları kullanılmakta yani cıvata üzerindeki diş formu ve adım derinlikleri farklı oluyor bu arabaların…Biz bu konuya da restorasyon sürecinde sadık kalmaya çalıştık. Bütün cıvatalarına kadar İngiltere'den getirttirdik. Mekanikte, kapı kilitlerinde kullanılan vidalara kadar her şey İngiltere'den geldi. Bazı parçalar bulunmuyor, örnek olarak arka kelebek camların etrafındaki krom çerçeveler üretilmiyor. Yan sanayi üretimleri var, ama orijinali gibi değil haliyle. Kromu krom değil, katı durmuyor. Onların birini Brighton'da, diğerini de İngiltere’nin kuzeyinde bir yerde buldum. Sadece o çerçeveyi almak yetmiyor, mandalını da bulman lazım. Almanya'nın eBay'inde arka mandalın solunu buluyorsun, İtalyan eBay'inde sağını buluyorsun. Oradan o geliyor, buradan bu geliyor. Parçaları toplama işi bir hayli uzun sürüyor.
Tüm parçaların temin edilmesi süreci bir hayli zaman alıyor, sonrasında bunların montajı ve geometrisi, hassasiyetler devreye giriyor, bu süreçte de İrfan Oto’nun hassas ve detaycı ustalarının hakkını teslim etmem lazım. Çünkü bir aracı neredeyse sıfırdan başlayıp sona kadar restore ettiğinizde bütün parçalar yenileniyor, geometrik ve estetik açıdan her parçanın milimetre bazında yerli yerinde olması gerekiyor, bu hassas ayarlar için günlerce süren ölçümler yaparak montajlar tamamlanmıştır.
GEÇMİŞTEN GELECEĞE MINI.

‘80 model Mini’nizi şimdiki haline getirmeniz kaç yıl sürdü?

Toplam restorasyon süreci yedi yıl sürdü. Aracı ilk aldığımda rengi gümüş griydi. Aracı 500 adet üretilen “Final Edition” Mini Klasik Cooper Sport olarak restore ettiğim için, Mini 500’ün katalog rengi olan Tahiti Blue (BLVC1308) rengini tercih ettim, 2012 yılında bitti ve muayene istasyonundan aracın renk değişikliği ve yürüdüğüne dair belgesini aldık. Zaten arabaları hiçbir zaman trafikten çekmedim, 1967 model de hâlâ trafikte kayıtlıdır.

Peki otomobili nerede buldunuz?

İstanbul'dan aldım. Kıymetini bilen birindeydi bu araba, o da koleksiyon olarak elinde tutuyordu. Hatta bu araç, Ömer Abi'nin de deyişine göre, Türkiye'de yürür ve kaza yapmamış nadir Klasik Mini’lerdendi ama alındığı yıldan sonra hiç restore görmemişti, ben aracı satın aldığımda üzerinde doğal olarak 25 yıllık kullanılmışlık ve beklemişliğin yıpranması vardı, ama hor kullanılmamıştı.
1967 modeli aldığımda, üç-beş ayda restorasyon tamamlanır yollarda kullanırım diye düşünüyordum ve heves ediyordum. O kadar hevesliydim ki kullanmak için ama bir türlü bitmek bilmiyordu. Restorasyon başladıktan 1 yıl sonra İstanbul'da 1980 model olan araba ilana çıktı. Aracın benden önceki sahibi ile olan telefon konuşmalarımızda aracı direk kullanıp kullanamayacağımı sormuştum, o kişi de cevaben “Gel al, çalıştır, bin Ankara'ya git,” dedi. Ankara’dan çıktım yola, Bolu’dan Ömer Abi'yi aldım, İstanbul’a gittik. Araca baktık, çalıştırdık ve satın aldım. İstanbul'dan aracı kullanarak Bolu’ya kadar Ömer abi götürdü. Bolu’ya ulaştığımızda, aracın kaportasında bagaj kapağının kenarında bir ezik vardı, sol çamurluğun altında da paslı bir yer vardı. Ömer Abi, "Biliyorum, çok heveslisin de… Bir ay bekle, dışını bir boyatalım.” dedi. Ben aracı Bolu'da dış gövdenin boyasının yapılması için bıraktım, kendi arabama binip Ankara’ya geldim. Aldığımız ikinci Mini’nin boyası kazınacak, yeni boya atılacak. 1967 toplanırken ben de buna bineceğim ve bu süreçte toplam bir-iki yıl sürecekti, planlarımız öyleydi o zamanlar ve 1967 olan aracın restorasyonu bittikten sonra 1980 olanı belki restore ederiz diye düşünüyordum.
Boyası kazınınca Ömer Abi dedi ki: "Ya zaten kazındı, iki kapıyı değiştirelim.". İki kapı değişince onun bağlantı sacını değiştirelim falan derken, sadece tavan sacı orijinal kaldı. Bir de yan kapı direkleri, iskelet dediğimiz kısım. Bütün kaportayı sipariş verdik, iç bağlantı sacları ve dış kaporta sacları olarak, taban sacı dahil ve 7 yıl sonra 2012'de Bolu'dan sanayiden çıktı araba. 2012 yılına kadar hiç Klasik Mini kullanamamıştım, sadece ilk aldığımız ve İstanbul’dan getirdiğimiz gün Bolu'da sanayinin içindeki otoparkta kullanmıştım gümüş haliyle, o kadar. O da dört, beş dakika sürmemiştir.
GEÇMİŞTEN GELECEĞE MINI.

Orijinal parçaları elde etmek zor olmuyor mu?

İngiltere'de internet üzerinden satış yapan birçok online parça tedarikçisi var, benim bildiğim iki tanesi büyük tedarikçidir. İngiltere’ye gittiğimde firmaları ziyaret ettim. Depo alanları ve ellerindeki parça çeşitliliği adına gördüklerim o firmaların büyük çapta bu işleri yaptığı yönündedir. Maalesef bazı parçaların üretimi durmuş ve bu gibi durumlarda İngiltere’de daha küçük yerel otomobil parçacısı gibi dükkanlarda, stoklarda kalmış olanları bulabiliyorsunuz ancak, onlar da çok kıymetli oluyor. Restorasyon yapmaya başladığınızda, bir süre sonra konu yavaş yavaş tamamını orijinal toplayacağın noktaya geliyor, bulduğunda parası ne olursa olsun o parayı veriyorsun. Bir kalorifer hortumu almıştım yanlış hatırlamıyorsam 400 sterline, 60 santimetre uzunluk 10 santimetre çapında, kağıttan bir hortum. Aynı parçanın daha sonraları plastik sanayinin de gelişmesiyle yan sanayi olan daha uzun ömürlü PVC'den olanını da üretmişler ama Mark I'inki kağıtmış, onu bulduk uzun araştırmalar sonucu. Yan sanayi olan PVC’ye oranla daha dayanıksız bir malzeme, ömrü çok kısa, ama gönül istiyor ki orijinali neyse o olsun. Tedarik aslında neyi ne kadar ne yapmak istediğinle alakalı. Orijinali mi, yan sanayi mi dediğin noktalarda bazen çok büyük farklar olabiliyor.

‘67 model Mini’niz için de aynı zorlu süreçten geçiyor musunuz?

Yıllardır yapmış olduğumuz araştırma ve parça tedarikleri sonucunda neredeyse çok fazla bir eksiği yok diyebilirim. Restorasyon süreci içerisinde sahibi olduğum iki Klasik Mini Cooper’ım için de parça topladım. Hatta restorasyon süreci çok uzadığı için tedarik ettiğim bazı parçalar depoda raflarda paslanmış olabiliyor ya da ezilme veya kırılmalar olabiliyor. Yenisini almak gerekebiliyor, ki öyle birkaç parçamız var. 1967 model olan aracın Mk I uygulama süreci ve parçaların bulunması diğer araca göre çok daha zor ve zahmetli oluyor.

‘80 model Klasik Mini’yi, 2001 model Klasik Mini parçalarıyla yenilemenizin sebebi neydi?

2002 yılında, güncel kasanın ilk hali dediğimiz gövdeye geçildi. Ama eski fabrika üretim bandı kapanmadan önce 500 adet araba üretildi. Ve ben bu son üretilen araçların görsel olarak duruşunu ve fabrikanın kapanışına özel limitli üretilmiş olmasını çok değerli buluyorum, bu yüzden sahip olduğum 1980 model aracı Mini 500 Normlarında restore etme kararı aldım. Ve restorasyonumuzun projesini bu yönde oluşturdum. Dış aksamlar ve aksesuarlar orijinal olarak yedek parça kodlarıyla satılıyor fakat iç aksamları satan hiçbir yer bulamadık. Benim bu arabamın iç aksamları gerçek bir Mini 500’e ait. İngiltere’de kaza yapmış bir Mini 500 buldum ve o aracın tüm iç aksamlarını söktürüp Türkiye’ye getirerek kendi aracıma montajını gerçekleştirdik. Ön koltuklar, arka koltuklar, kokpit alanı, kapı kolları, vites kolu, vitesin körüğü, el freni…Neredeyse her şeyi söktük.
GEÇMİŞTEN GELECEĞE MINI.

2001’e kadar üretimi devam eden, klasik bir gövdeye sahip bu otomobiliniz. 1959’de yapılan ilk Mini’den o günlere kadar değişmeyen tasarım unsurlarından hangileri dikkatinizi çekiyor?

Aracın ana gövde hatlarında santimetre bazında hiç küçülme büyüme yok. 1959 Mk I den, 2001 Mk III’ye kadar gövde üzerinde çok ufak bazlarda değişimler var. Mk I ve MkII’lerin kapıları dışarıdan menteşeli en büyük fark budur. İlk Mk I gövdenin yan kelebek camları 1cm kadar daha kısa ve arka camı ise yanlardan yaklaşık 3 cm diğer modellere göre biraz da küçük olmasıdır. Aracı tepeden tırnağa restore ederken, farklı versiyon parçalar alarak bu değişimleri yapabilmek mümkün olabiliyor.

Restore ettiğiniz Mini’nizi sürüyor musunuz?

Ankara içinde 100 kilometreden fazla yapmamıştır. Yılda bir kere ya da iki kere garajdan çıkarmaya özen gösteriyorum, mekanik aksamların çalışması ve hareket etmesi için çünkü otomobilin hareketsiz durması da iyi bir şey değil.

Peki trafiğe çıkardığınızda çok ilgi görüyor musunuz?

Evet, fazlaca ilgi görüyorum, insanların yüzünde gülümseme ile birlikte korna çalanlar ve el sallayanlar oluyor. Özellikle güncel MINI sahiplerinin çok ilgisini çekiyor, mesela bir yere park ettiğimde ve sonrasında aracın yanına geri döndüğümde, aracın yanında bir iki tane güncel MINI sahibi bekliyor ve aracı inceliyor fotoğraf çekiyorlar. Tanışıyoruz ve hep aynı soru geliyor: Satar mısınız? Satmayı düşünür müsünüz? Böyle bir araç yapmak için ne kadar bir bütçe gerekir? Gibi soruları oluyor.
Bir hafta sonu arkadaşlarımla buluşmak için bir kafeye Klasik Mini’mle gitmiştim. Arkadaşlarımdaki araçlar da İtalyan ve spor arabalar dikkat çeken türden... Kafeden çıktıktan sonra trafik ışıklarında durduk, yaşlı bir çiftin aracı benim yanımda durdu, yaşlı bir amca kullanıyor. “Camı aç.” dedi bana ve sonra dedi ki “Senin araba hepsininkinden havalı.” Aracı gören insanların yüzünde oluşan gülümseme ve benimle iletişim kurma isteklerinin, aracın insanlarda bıraktığı sevimli etkiden olduğunu şüphesiz söyleyebilirim.
GEÇMİŞTEN GELECEĞE MINI.

Klasik Mini’ler, 20. yüzyılın en ikonik otomobil tasarımları arasında sayılıyor. Sizce bunun nedeni ne?

Motorun yatay konumlandırılıp, ön koltuklarda ayak uzatılan mesafenin genişlemesiyle bütün mekanik aksamı ona göre konumlandırılmış olması. O yıllarda motor hep dikey konumlandırılırmış. Her şeyi minimize etmişler ve iç hacmi maksimize etmişler. Otomobilin içine girdiğiniz zaman hiç beklemediğiniz bir büyüklük ve hacim var.
GEÇMİŞTEN GELECEĞE MINI.

Mini’niz ile hafta sonu bir yolculuğa çıkacak olsaydınız, nereye gitmeyi tercih ederdiniz?

Bolu'ya giderdim, Ömer Abi'nin yanına, gaz kelebek ayarına bakması için …[Gülüyor]

MINI sahibi olmanın en güzel yanı nedir?

En kısa tanımlamayla kendine ait bir tarza ve ruha sahip olması, diyebilirim.
2002-2005 yılları arasında güncel MINI’lerim oldu, 2002 yılında siyah-beyaz, 2003 de mavi-beyaz, 2004 de kırmızı-beyaz, 2005 de füme-siyah… Güncel kasaları kullanırken dışardan bakıldığında bir tarza sahip olan bir otomobil olması ve aracın sahibi olarak sizin zevkinizi,beğeninizi yansıtıyor olması düşüncesi ile bir araya geldiğinde, otomobile bir kimlik kazandırılmış oluyorsunuz. MINI sahibi olan herkesin böyle hissettiğini düşünüyorum.
Klasik Mini sahibi olmak biraz daha farklı bir duygu durumu ve dışarıdan görenlerden alınan reaksiyonlarda o derecede farklılaşıyor. Mini’ye olan sevginin, daha rafine bir hali diyebilirim ve Dünya’da diğer ülkelerdeki Klasik Mini sahiplerinin bütününün bu şekilde hissettiğini ve dışarıdan gelen tepkilerin de aynı yönde olduğunu düşünüyorum.
Bir Mini sever olmak veya Mini sahibi olmak, size kendinizi diğer otomobil severlerden farklı olduğunuzu hissettiriyor.