Çerez kullanımına dair iznini yönettiğimiz araç geçici olarak çevrimdışı. Bu nedenle çerez izni gerektiren bazı işlevler eksik olabilir.
Credit: Courtsey of perapalace.com
İSTANBUL'UN İNGİLİZ KÖŞELERİ.
Şömineli bir salonda servis edilen "afternoon tea", pazar öğlenlerini uzatan bir "Sunday roast", maç akşamlarında dolup taşan ahşap tezgahlı publar ve bira bardağının yanında yerini alan ‘fish and chips’… İstanbul ile İngiltere arasında 19. yüzyılda Kırım Savaşı’yla başlayan ve zamanla bir kültür alışverişine dönüşen hikayenin izleri, bugün halen şehrin farklı köşelerinden keşfedilmeyi bekliyor.
Credit: Courtsey of perapalace.com
PERA'NIN HAFIZASI.
İstanbul'un İngiliz kültürüyle kurduğu bağ, en belirgin haliyle Pera'da hissediliyor. 19. yüzyılda elçiliklerin, Levanten ailelerin ve Avrupalı tüccarların yerleştiği semt, Londra'dan gelen gezginler için şehrin en tanıdık köşesiydi; otel salonlarında geçen çay saatleri burada gündelik hayatın doğal bir parçasıydı. Bu atmosferin bugün en iyi korunduğu adreslerden biri, 1892'de Orient Express yolcularını ağırlamak için inşa edilen Pera Palace Hotel. Otelin en çok anlatılan hikâyesi 411 numaralı odaya ait: Söylentilere göre Agatha Christie, "Murder on the Orient Express"in bir kısmını burada kaleme alıyor. Hatta odanın gizemi bununla sınırlı kalmıyor. 1979'da bir Hollywood medyumu, Christie'nin 1926'daki on bir günlük kayboluşunun sırrının bu odadaki döşeme tahtalarının altında saklı olduğunu iddia edince; yapılan aramada paslı bir anahtar bulunuyor, ancak açacağı kutu hiçbir zaman ortaya çıkmıyor. Gizem çözülmeden kalsa da Christie'nin romanlarının vazgeçilmez sahnelerinden biri bugün hâlâ otelde yaşıyor: Çay saati. Kubbeli Salon'da servis edilen "afternoon tea", "scone"lar ve parmak sandviçlerle bu ritüeli İstanbul'da yaşatıyor.
İNGİLİZ KAHVALTISI.
İngiliz yaşam biçiminin en tanınan ritüellerinden biri olan haşlanmış fasulye, kızarmış mantar, sosis, bacon ve göz yumurtanın aynı tabakta buluştuğu "full English breakfast", serpme kahvaltının şehri olan İstanbul'da kendine sakin ama sadık bir müdavim kitlesi yaratmış durumda. Bu ritüelin en kişisel yorumu Moda'da, Crumpet London 1992'de. Londra'da doğup büyüyen kurucu Birkan Akın, çocukken annesinin mutfağında kardeşiyle hazırladığı crumpet'lerle bugün Moda sokaklarında kardeşinin anısını yaşatıyor. Aynı semtte, Dr. Esat Işık Caddesi'ndeki 180° Coffee Bakery'nin yumurtalı tabaklar ağırlıklı kahvaltı menüsü, taze fırın ürünleri ve nitelikli kahvesiyle daha gündelik bir alternatif. Sahil boyunca biraz ilerleyince Fenerbahçe'de, Lalezar Sokak'taki Fern Cafe & Eatery karşılıyor; menüde English Breakfast dana ya da domuz seçenekleriyle yer alırken, kahvaltı tabaklarına Earl Grey eşlik ediyor. Avrupa yakasında rota Akaretler'e uzanıyor. Gün Bakery, bacon’lı tabakları, ekşi mayalı ekmeklerle buluşturuyor. Son olarak Nişantaşı’nda yer alan Supper, brioche üzerinde yumurta ve pastırmalı Benedict Brioche tabaklarıyla İngiliz kahvaltısına daha modern bir yorum getiriyor.
ŞEHRİN İNGİLİZ SİLUETLERİ.
İstanbul'un İngiliz kültürüyle ilişkisi, şehrin sosyal geçmişinin kalıcı yapılara dönüşmesiyle somutlaşıyor. 19. yüzyıldan itibaren şehre yerleşen diplomatlar, tüccarlar ve Levanten aileler, kendi yaşam biçimlerini mimariden gündelik alışkanlıklara kadar pek çok alana taşıdı. Bu etkinin en görkemli örneği Tepebaşı'ndaki Pera House. Londra'daki Parlamento binasının mimarı Charles Barry'nin tasarımına dayanan yapı, 1855'te tamamlandığında İngiliz Büyükelçiliği olarak hizmet vermeye başlıyor ve İtalyan rönesans saraylarını hatırlatan cephesiyle bugün de Meşrutiyet Caddesi'nin en ağırbaşlı binalarından biri olarak görülüyor. Birkaç sokak ötede, Cihangir'deki Kırım Kilisesi ise Viktorya dönemi neo-gotik mimarisinin şehirdeki en saf örneklerinden George Edmund Street imzalı yapı, sivri kemerleri ve kesme taş dokusuyla bir İngiliz köy kilisesini andırıyor. Anadolu yakasında ise Haydarpaşa İngiliz Mezarlığı, Kraliçe Viktorya döneminde Britanya'da yaygınlaşan mezarlık tasarımının izlerini taşıyor; mezar taşlarının büyük bölümünün Britanya'daki atölyelerde üretilip buraya getirildiği biliniyor. Elçilik cephelerinden kilise kemerlerine, Viktoryen mezar taşlarından bir fincan Earl Grey'e uzanan bu iz, İstanbul'un İngiliz hikâyesinin hâlâ yazılmaya devam ettiğini hatırlatıyor. Şehrin içindeki bu küçük Britanya'yı keşfetmek ise yalnızca biraz merak ve acele etmeden geçirilecek bir gün istiyor.
İLGİNİ ÇEKEBİLECEK DİĞER YAZILAR:
MINI ROTALAR: AKYAKA’DA YAZIN HAFİFLİĞİ