Çerez kullanımına dair iznini yönettiğimiz araç geçici olarak çevrimdışı. Bu nedenle çerez izni gerektiren bazı işlevler eksik olabilir.
PERDENİN YENİ KONUKLARI.
Fuayelerde yükselen alçak sesli sohbetler, son anda yetişilen gişe kuyrukları, perde açılmadan önceki o kısa ve heyecanlı sessizlik... Şehir, sonbaharla birlikte yeniden sahnenin büyüsüne teslim oluyor. Sezonlardır seyircinin ilgisini bir an bile kaybetmeyen oyunlardan bugünün kaygılarını cesurca dile getiren yeni metinlere uzanan repertuvar gündelik hayatın gürültüsünü kapının dışında bırakıp başka hayatlara, başka zamanlara misafir olmaya alan açıyor. Tiyatro, şehrin nabzını en dürüst haliyle tutan bir sanat olarak yeniden hayatımızın merkezine yerleşiyor.
Yeni sezonun tiyatro takvimi, şehrin kültür haritasını yeni baştan çizen yapımlarla dolu., Yeni hikayeler şehrin farklı köşelerinde izleyicilerini ağırlamaya hazırlanırken, birkaç sezondur tiyatro dünyasını domine eden oyunlar salonların aylar öncesinden dolmasını sağlıyor. Her bir oyun kendi temposunu, dilini ve bakış açısını getiriyor. Böylece tiyatro da yalnızca bir sanat form olmanın ötesinde; düşünmenin, keşfetmenin ve durup izlemeyi hatırlamanın da bir yolu olarak karşımıza çıkıyor.
30. İSTANBUL TİYATRO FESTİVALİ.
Tiyatro mevsimi için geri sayımın başladığı şu günlerde, yılın en büyük tiyatro organizasyonu 30. İstanbul Tiyatro Festivali, 22 Ekim ile 3 Aralık tarihleri arasında yerli oyunları, yabancı yapımları ve dans performanslarını ı şehrin dört bir yanında seyirciyle buluşturuyor. Atölyeler, buluşmalar ve kitap kulüplerinin de etkinliklere dahil olduğu festivalde bu yıl altı yabancı yapımla ilk defa seyircisini selamlayacak on bir yerli oyun yer alıyor. Bu zengin seçkiden izlenecekler listesinde ilk sıralara yerleşmeyi hak edenler arasında; seyirciyi yüksek modanın kapalı kapıları ardında, bir İngiliz prensesinin düğünü için sipariş edilen olağanüstü bir gelinliğin yolculuğuna çıkaran Lacrima, Strasbourg Ulusal Tiyatrosu (22-23 Ekim), günümüzün dikkat çeken koreograflarından Fernando Melo’nun yarattığı, müzik, resim ve dansı bir araya getiren Rüzgâr Ağacı, İstanbul Devlet Opera ve Balesi ve MDTistanbul (24-25 Ekim), tiyatro ve edebiyat dünyasının buluşturan Requiem, Klaipėda Drama Tiyatrosu (11-12 Kasım) yer alıyor. Hikayesinin yanı sıra tiyatro sahnesi yerine tarihi Phebus Müzayede Evi’nde sergilenmesiyle de öne çıkan Kafes Arkası Günahkârları: Silahşör Kızı Rabia Hanım (24-25 Ekim) oyunuysa Boğaz’daki yalısında kurduğu arzu krallığıyla İstanbul’un 17. yüzyıl başındaki ahlak kalıplarını altüst eden Silahşör kızı Rabia Hanım’ı seyirciyle tanıştırarak tarihin kafes arkasında kalmış tutkularını, yasaklarını ve kadınların görünmeyen iktidarını bugünün gözleriyle yeniden düşünmeye davet ediyor.
VAZGEÇİLEMEYEN HİKAYELER.
Bazı oyunlar sezonu değil, dönemleri tanımlıyor; bu sonbahar da şehrin sahnelerinde, tiyatroseverlerin defalarca dönüp izlediği o kalıcı hikâyeler hâlâ yerini koruyor. Tıpkı Peter Shaffer'ın Mozart ile Salieri arasındaki dehayla kıskançlık arasında gidip gelen rekabetini anlatan gibi. Sekiz sezon boyunca kapalı gişe oynayan ve 500 bini aşkın seyirciye ulaşan oyun, bu sonbahar bir veda turnesiyle sahnelere el sallıyor. Aynı ekibin imzasını taşıyan Don Kişot ise Selçuk Yöntem ve Zuhal Olcay'ın başrollerinde, 40 temsilde 100 bin seyirciye ulaştıktan sonra yeni sezonuna 41'inci oyunuyla başlıyor. Latife Tekin'in unutulmaz romanından uyarlanan ve Nezaket Erden’in canlandırmasıyla sezonlardır izleyici içine alan Sevgili Arsız Ölüm – Dirmit ise köyden kente göç eden kalabalık bir ailenin mücadelesini en küçük kız Dirmit'in gözünden aktaran tek kişilik yapısıyla, sadeliğin ne kadar büyük bir güç olabileceğin bu sezonda da yeniden hatırlatıyor. Molière'in klasiğini çağdaş bir dille yeniden yorumlayan Cimri, Semaver Kumpanya'nın sahnelemesi, Serkan Keskin'in performansı ve Tansu Biçer'in rejisiyle 10. sezonunda da izleyiciyle buluşmayı beklerken, tek kişilik oyunların gücünü kanıtlayan Afife Jale ödüllü Toz, 2021'den bu yana 300'ün üzerinde temsille gördüğü ilgiyi beşinci sezonunda da Zerrin Tekindor'un kusursuz performansıyla sürdürüyor.
SEZONUN YENİLERİ.
Yeni metinler, cesur yorumlar ve sahnenin sınırlarını zorlayan mekânlarla 2026-2027 sezonu, şimdiden ajandaları dolduracak prömiyerlerle açılıyor. Sezonun en dikkat çekici başlangıçlarından biri olan, Martin McDonagh'ın ödüllü kara komedisi Inishmorelu Yüzbaşı, tiyatro sahnesinde ilk kez siyah beyaz dekor, kostüm ve makyajla sergilenerek izleyiciye adeta siyah beyaz bir film izliyormuş hissi yaşatıyor. Tek kişilik performans sevenler içinse sezonun en merak edilen işlerinden biri olan Çatıya Tıklatma, Gazzeli Meryem'in oğlunu bombardımanlardan korumak için tekrarladığı kaçış provaları üzerinden savaşın gerilimiyle hayata tutunan mizahı buluşturuyor. Stefan Vögel'in Die Niere'si Türkiye prömiyeriyle evliliği ve dostluğu tek bir soruyla sınava çeken oyunu Özel Bir Rica ise kahkahayla vicdan muhasebesini aynı sofraya oturtuyor. Son olarak sahne dışına taşan deneyimlerin arayışında olanlar için Umarım Vazgeçmezsin oyunu yapay zekâ destekli ev asistanıyla yalnız bir hayat kuran çevirmen Azize ile eski arkadaşı Bülent'in karşılaşmasını Beyoğlu Spor Kulübü'nün mimarisi eşliğinde anlatıyor. Yeni sezon, tiyatronun hâlâ şaşırtabildiğini, hâlâ yeni hikâyeler anlatacak cesareti taşıdığını bir kez daha gösteriyor.
İLGİNİ ÇEKEBİLECEK DİĞER YAZILAR:
MINI ROTALAR: AKYAKA’DA YAZIN HAFİFLİĞİ