Çerezleri kullanmamız için izninizi yönetme aracımız geçici olarak çevrimdışı. Bu nedenle, çerez kullanımına izin vermenizi gerektiren bazı işlevler eksik olabilir.
MINI ROTALAR: MARDİN’DE MEDENİYETLERİN İZLERİ.
Tarih boyunca Sümerler’den Akkoyunlular’a, Roma’dan Hititler’e sayısız kültüre, dile, inanca ev sahipliği yapan Mardin, ziyaretçilerini dingin bir hoş görüyle karşılıyor. Burada şehirle ilişki kurmak, hızlanmak değil yavaşlamak üzerinden ilerliyor. Adımlar kendiliğinden kısalıyor, durup bakma ihtiyacı artıyor. Manzara bir arka plan olmaktan çıkıp günün doğal akışına karışıyor; kahve molaları uzuyor, sohbetler aceleye gelmiyor. Gündelik hayatın keskin köşelerini törpüleyen, dikkati ayrıntılara çeken bir yaşam temposu sunuyor. Şehri keşfetmek, aynı anda hem mekânda hem zihinde yer değiştirmek gibi hissettiriyor.
TARİHTE KONAKLAMAK.
Mardin’de bulunmak, şehrin ritmine dahil olmayı ifade ediyor. Taş konaklarda sabah ışığıyla uyanmak, avluda içilen uzun bir kahveyle güne başlamak ve gün boyunca manzarayla kurulan sessiz ilişki, konaklamayı başlı başına bir deneyime dönüştürüyor. Modern oteller konfor hissi sunarken, tarihi konaklar Mardin’in yavaşlatan atmosferini doğrudan yaşatıyor. Bölgenin tarihini ve mimarisini modern lüksle harmanlayan Mardius Tarihi Konak, Mezopotamya manzarasını izlemek için alan sunuyor. Mardin taş ev mimarisi ile tasarlanan Fairouz Otel, modern konforu tarihî dokuyla dengeli bir şekilde buluşturarak sakin, zamansız bir konaklama deneyimi sunuyor. Maristan Tarihi Konak, 700 yıllık tarihî ile Mardin’in katmanlı geçmişini bugünün konfor anlayışıyla bir araya getirerek, taş duvarlar arasında sakin ve karakterli bir konaklama deneyimi sunuyor. Hilton Garden Inn Mardin, konforu ve sade tasarımıyla şehri keşfederken ritmi korumak isteyenler için dengeli bir durak olarak öne çıkıyor. Şehrin yeni yerleşiminde konumlanan Anemon Mardin ise geniş alan hissi, ferah odaları ve Mezopotamya’ya açılan panoramik manzarasıyla daha modern bir Mardin deneyimi arayanlara dengeli bir alternatif oluşturuyor.
KEŞİF HARİTASI.
Mardin, adımlar hızlandıkça değil yavaşladıkça açılan bir şehir. Sabahın ilk saatlerinde taşın rengi henüz yumuşakken Zinciriye Medresesi’nin terasına çıkmak, şehri yukarıdan izlemekten çok onunla aynı ritme girmek gibi hissettiriyor. Dar sokaklardan aşağı doğru ilerledikçe Ulu Camii’nin sade mimarisi, Mor Behram Kırklar Kilisesi’nin sessiz varlığı ve çarşıların gündelik hareketi, Mardin’in çok katmanlı yapısını kendiliğinden görünür kılıyor. Revaklı ve Kayseriye Çarşıları, şehrin yaşayan tarafını hatırlatırken; Kasımiye Medresesi’nde zaman neredeyse askıya alınıyor, mekân düşünmeye alan açıyor.
Mardin Merkez’e bir saat uzaklıkta bulunan, aklımın hala orada kaldığı ve gerçek anlamda büyüleyici bir yapıya sahip olan Midyat’ta ise taşlar daha süslü, hikâyeler daha görünür. Sokak aralarında dolaşırken kapı tokmakları, kemerli geçişler ve detaylı cepheler geçmişle bugün arasında sessiz bir diyalog kuruyor. Burada yürümek, bir rota takip etmekten çok durup bakmayı, fark etmeyi ve şehrin anlattıklarına kulak vermeyi gerektiriyor. Birbirine çok yakın mesafelerde bulunan Midyat Çarşısı, Midyat Mağaraları ve Mor Gabriel Manastırı, günü parçalamadan, aceleye düşmeden akmasına izin veriyor. Çarşının içinde gündelik hayatla temas edilirken, mağaralarda taşın serinliği ve sessizliği hissediliyor; Mor Gabriel’de ise zaman kavramı iyice yumuşuyor. Midyat, Mardin’in merkezde kurduğu anlatıyı daha içe dönük, daha yoğun bir biçimde tamamlıyor.
ZENGİN TATLAR.
Mardin’in doğal güzellikleri kadar mutfağıyla da gezginleri büyüleyen bir durak. Bölgeye ait içli köfte, kaburga dolması, doboo, erikli yahni, ikbebet, sembusek, mardin kebabı ve incasiye gibi lezzetler, mutfağın ne kadar katmanlı ve sabırlı bir kültüre dayandığını hissettiriyor. Uzun sürede pişen etler, baharatın baskın değil dengeleyici kullanımı ve ekşi tatların belirginliği, Mardin mutfağını aceleye gelmeyen bir sofra geleneğiyle tanımlıyor. Şehrin ziyareti hak eden restoranları arasında; adını geleneksel bir Süryani yemeği olan Doboo’dan alan Daboo Restoran, her tabakta Mardin’in kokusu, ustaların emeği ve geleneksel dokunuşları buluşturan Cercis Murat Konağı, gerçek Mardin yemeklerini özgün reçetelerle tatmak isteyenleri memnun eden Leyli Restaurant ve haftanın belirli gün ve saatlerinde düzenlenen geleneksel Mardin eğlencelerine de yer veren Bağdadi Restoran yer alıyor. Bir diğer lezzet durağı ise Kafro Köyü’nde bulunuyor. Yöresel tatların ötesinde farklı lezzetler arayanların da uğrak noktası olan Kafro’s Pizzeria, lezzet bakımından zengin bir coğrafyada listelere girebilmesini sağlayacak kadar güçlü tatlar vadediyor. İncecik yufkaların arasına tuzsuz peynir ve şeker eklenip pişirilmesiyle hazırlanan kahiye tatlısıysa denenmeden dönülmemesi gereken bir son lezzet olarak listelere girmeyi başarıyor.
ÇARŞIDAN TAŞAN HAFIZA.
Mardin’de alışveriş, vitrin gezmekten çok kentin gündelik hayatına temas etmek gibi ilerliyor. Çarşı içinde dolaşırken karşınıza çıkan mavi badem şekeri, yalnızca bir tatlı değil; lahor kökünden elde edilen rengiyle bölgenin doğayla kurduğu ilişkinin küçük bir göstergesi niteliğinde. Şeker hassasiyeti olanlar için, daha az şekerli versiyonu olan “hayalet badem şekeri” öneriliyor. Süryani şaraplarıysa, güneşli iklimin üzüm üzerindeki etkisini doğrudan hissettiren, sofraya sakin bir eşlikçi gibi yerleşiyor. Son olarak; el işçiliği bakımından da etkileyici seçenekler sunan kentin çarşıları; telkâri sanatı ile yapılmış gümüş takılar ile kavak ve gürgen ağaçlarından yapılan, yerli halkın hâlâ günlük yaşamda kullandığı takunyalar sunuyor. İnce ve sabır gerektiren telkâri işçiliği, her bir parçayı seri üretimden ayıran özgün bir karakter kazandırırken; ahşap takunyalar işlevselliğiyle olduğu kadar taşıdığı kültürel hafızayla da dikkat çekiyor. Günün sonunda Mardin çarşılarında yapılan alışveriş, nesneler üzerinden kentin ritmini ve zanaat geleneğini eve taşımaya aracılık ediyor.
İLGİNİ ÇEKEBİLECEK DİĞER YAZILAR:
BOZCAADA’DA TAT, RİTİM VE RÜZGÂR