>
MINI Clubman

KAPILARI ARALAYAN KİŞİ.

Raphael Gielgen, mobilya üreticisi Vitra için iş dünyasının geleceğini mercek altına alıyor. Merak etmeyi meslek edinen Gielgen, MINI Clubman ile yollarda.
Man looking out window
51 yaşındaki Raphael Gielgen, bir şeyi daha keşfediyor. MINI Clubman’in direksiyonunda A5 otoyolunda ilerlerken heyecanlı bir şekilde “Tempomat Cruise Control özelliği bile var!” diyor. Kokpitteki tek bir düğme, tek bir anahtar bile onun meraklı parmaklarından kaçamıyor. Düğmelere basıyor, tıklıyor, cep telefonunu otomobilin Bluetooth sistemiyle eşleştiriyor... Sonra da gaza basıyor. Aslında Gielgen’in acelesi yok, sadece önde olmayı seviyor. Onun işi bu. Trend avcısı olarak, mobilya üreticisi Vitra için iş dünyasının geleceğini inceliyor. Pek çok firmanın elini kolunu bağlayan COVID-19 krizi nedeniyle büyük işletmelerin tüm departmanları neredeyse kış uykusunda. Bu engeller, başlangıçta Gielgen’in çalışmalarını da etkilemiş. Pandemi öncesinde yılın neredeyse 200 gününü hareket halinde geçiren Gielgen, dünya genelinde yüzlerce iş yerine gidiyor, Houston’dan Herzogenaurach’a kadar pek çok şehirde şirket merkezlerini ziyaret ediyormuş. Ayrıca, aynı tutkuları paylaşan kişilerle inceleme gezileri de yapıyormuş. Bu gezilerden sonuncusunu, Çin’de kızıl ekonomi mucizesinin merkezi Shenzhen’e giderek gerçekleştirmiş. Sonra, her şey durmuş.
Ancak sakin dönem artık sona eriyor. Gielgen, bu hakkında “İncelediğim trendler çok daha önemli bir hale geldi” diye konuşuyor. Pek çok şirket uzaktan çalışma, hızlı çalışma yöntemleri, dijitalleşme ve evden çalışma bağlamında bizi nelerin beklediğini öğrenmek istiyor. Ofisler gereksiz bir hale geliyor, bunun yerini ise uzaktan yönetim alıyor. Günümüzde bu olasılıkları, belki de zorunluluktan, değerlendirmeyen orta ölçekli Alman işletmelerinin sayısı çok az. “Bu nedenle şu an çok göz önündeyim. Öte yandan, işim değişti. Eskiden bir avcı rolündeydim, şimdiyse daha fazla aktarıcı rolündeyim.”
Gielgen’in günleri çoğunlukla görüşmelerle ve telefon konferanslarıyla dolu. Cep telefonu susmak bilmiyor. Podcast ve video kayıtları yapıyor, sunum hazırlıyor ve mimarlarla, iş danışmanlarıyla ve şirket yöneticileriyle görüşüyor. Vitra için kapıları aralamak amacıyla bilgi paylaşıyor. Bu sayede, sürecin sonunda işletmeler, Vitra’nın ürettiği ve Charlesand Ray Eames, Verner Panton ve Jean Prouv gibi ünlü isimler tarafından tasarlanan ürünleri satın alacak. Gielgen hem öğretmen, hem elçi hem de tedarikçi rollerini üstleniyor. Dolayısıyla bir değil, üç iş yerine sahip olması şaşırtıcı bir durum değil. “Bunlardan ilki, evdeki midilli çiftliğim.” diyor Gielgen gülümseyerek. “İkincisi, Weil am Rhein’daki Vitra kampüsü. Üçüncüsü ise yollarda olmak.” Gielgen, yakında herkesin benimseyeceği bir iş modeliyle çalışıyor. Bu modele göre iş yalnızca ofisin bulunduğu yerde değil, en iyi şekilde çalışacağımız herhangi bir yerden yürütülebilir.
Man looking at drawings
Clubman Rear Doors

MİDİLLİ ÇİFTLİĞİ.

Münih’in yaklaşık 90 dakika kuzeyinde, Regensburg’a gelmeden hemen önce... MINI Clubman, Bavyera Ormanının görkemli sonbahar manzarasıyla bezenmiş dolambaçlı bir yolda ilerliyor. Ardından, sportif speedster modeli, küçük bir kilisenin önünden sağa dönerek Gielgen’in çiftliğine ulaşıyor. Çiftlik üç hektarlık bir araziden, otlaklardan, iç mekandan ve büyük bir havuzdan oluşuyor. Ev sahibimiz, gülümseyerek “Buraya geldiğimde kendimi Uluslararası Uzay İstasyonundan Dünya’ya bakıyormuş gibi hissediyorum” diyor. Elbette bu sözleriyle çiftliğin uzaklığından bahsediyor, nitekim çiftliğin uzay kadar sessiz olması mümkün değil. Gielgen ve eşi, küçük çiftliklerini sekiz kedi, altı köpek, iki Haflinger atı ve iki midilliyle paylaşıyor. Ayrıca, Gielgen’in kayınvalidesi ve kayınbabası ile özel ihtiyaçlara sahip bir grup genç de çiftliği mesken edinmiş durumda. Beyaz spor ayakkabılarını ve mavi kapüşonlu üstünü giyen Gielgen, bizlere birleştirilmiş mutfak ve oturma odasının hemen yanında bulunan aydınlık çalışma odasını gösteriyor. Çalışma odasının pencereleri otlağa ve ormana bakıyor. Yerleri doğal taşlarla döşenmiş odada bir şömine ve tüm duvarı kaplayan bir kitaplık bulunuyor. Elbette sarı Panton sandalye, Eames ahşap fil biblosu ve büyük Fantoni masa gibi klasik tasarım unsurları da unutulmamış. Dünyanın dört bir yanında gerçekleştirilen konferansların posterleriyle kaplı olan duvarlarda, Picasso’nun “Ben aramam, bulurum.” sözünün yazılı olduğu bir kartpostal da bulunuyor. Gielgen, “Burası benim düşünme alanım” diyor. “Seyahatten döndüğümde en iyi bu odada odaklanıyorum ve izlenimlerimi değerlendiriyorum.” Gielgen, Vitra için her 18 ayda bir yeni bir iş panoraması oluşturuyor. Bu panoramalarda, iş dünyasının geleceğini şekillendireceğine inandığı global meta trendleri belirtiyor. Bu panorama, müşterileri için geleceği gösteren bir pusula gibi. Çalışma odasının penceresinin önünde uzanan çayıra bakarken, “Bu çiftlik, ayaklarımın yere basmasını sağlıyor” diyor. “Özlediğim tek yer burası...”
“YENİ BİR BÖLGEYE ATLIYORUM, PARAŞÜTÜMÜ AÇIYORUM VE GÖRDÜKLERİMİ BİLDİRİYORUM.”

YOLLARDA.

Vitra kampüsü, midilli çiftliğinden 500 kilometre uzaklıkta. Gielgen, Ren aksanıyla uydu navigasyon sistemine adresi söylüyor. Kendisi yakınlardaki Aachen köyünden ancak eşinin isteği üzerine Yukarı Pfalz bölgesine taşınmışlar. Şirketin İsviçre sınırındaki ofisine otomobiliyle gidip geliyor. “Otomobil kullanmayı çok seviyorum. Direksiyon başındayken kendimi atının üstündeki kovboy gibi hissediyorum.” Trend avcıları bile Vahşi Batı hayranı. Gielgen, otomobilini eğitim alanı olarak kullanıyor. Yola çıkmadan önce sesli kitap ve podcast yayınlarını indiriyor. Genellikle sabah saat dörtte yola çıkıyor. Bu saatlerde, Asya’da bulunan ve güne çoktan başlamış olan iş arkadaşlarıyla konuşuyor. Bir nevi gelecekle sohbet ediyor. Gielgen işini şu şekilde tanımlıyor: “Özel birim paraşütçüleri gibiyim. Havalanıyorum, yeni bir bölgeye atlıyorum, paraşütümü açıyorum ve gördüklerimi bildiriyorum.” Elbette önceden araştırma yapıyor ve örneğin Silikon Vadisi’ne gitmeden önce ilgi çekici insanlarla görüşme ayarlıyor. “Ancak katı beklentilerim veya ön yargılarım olmuyor. Tamamen açık görüşlü olmak istiyorum.” Açık görüşlü olmasaydı trend avcısı değil, sıradan bir uzman olacağını söyleyen Gielgen, üniversiteye gitmemiş. Her şeyi kendi kendine öğrenmiş. Yine de mobilya sektörüne her yönüyle hakim. Marangoz çırağı olarak işe başlamış, sonra da perakende satış uzmanlığı eğitimi almış. Vitra’nın rakibi Bene und Steelcase bünyesinde danışmanlık, yöneticilik ve iletişim alanlarında çalıştıktan sonra, köklü İsviçre şirketini şu anda bulunduğu pozisyonu açmaya ikna etmiş. Gielgen yedi yıldır Vitra için geleceğe seyahat ediyor.
two people in room discussing trees
Clubman Overhead

VITRA KAMPÜSÜ.

Gielgen, Clubman otomobiliyle fabrika kapısından giriş yapıyor. Dünyanın dört bir yanındaki tasarım ve mimari tutkunları, Weil am Rhein’daki Vitra tesisini akın akın ziyaret ediyor. Vitra’nın ardındaki deha olan ve şirket yönetimini kuzeni Nora’ya devreden Rolf Fehlbaum, 1980’lerin başında dahiyane bir fikre imza atmış: Hizmet binalarının da yıldız mimarlar tarafından inşa edilmesi! Zaha Hadid’in keskin çizgilerle tasarladığı itfaiye binasının ve Frank O. Gehry’nin basit bir fabrika ile alışılmışın dışındaki Vitra Müzesini tasarlamasının ardında bu fikir yatıyor. SANAA, devasa bir panna cotta’yı andıran bir depo inşa ederken Herzog & de Meuron da tasarım tarihinin önemli eserlerini barındıran, ateş kırmızısı bir tuğla binaya katkıda bulunmuş. Gielgen, kampüsü tarif ederken şu yorumlarda bulunuyor: “Kampüsün muhteşem bir atmosferi var. Günün hangi saatinde gelirsem geleyim beni sarıyor. Burada çalışırken sorumluluk almayı öğreniyorsunuz.” Trend avcısı Gielgen’in bugün 51 yaşındaki Pirjo Kiefer ile toplantısı var. Vitra İç Tasarım Hizmetleri Başkanı olan Kiefer, ofis projelerinde şirketlere danışmanlık yapıyor. “Raphael’in öngörüleri sayesinde müşterilerimiz için gelecek odaklı ofis ortamları tasarlayabiliyoruz. Karar verme yetkisine sahip kişileri küresel trendler, kurumsal strateji ve mekan arasındaki bağlantıya daha duyarlı bir hale getirerek önümüzü açıyor.” Kumral kaküllerin altından parlak gözleriyle bakan Keifer, pandeminin yarattığı iki etkiyi açıklıyor: “Bir yandan evde daha fazla şey yapmaya başlayacağız. Bu yüzden “aktif ev” kavramı gündemimizde. Öte yandan, ofislerin sonu gelmedi ancak farklı bir rol üstlendiler; özdeşleşmeyi ve duyguları temsil eden bir yer haline geldiler. Bu yüzden ofislere “kulüp ofis” adını veriyoruz.” Kulüp binası kimliğine bürünmüş şirket merkezleri mi? Gielgen, başını sallayarak onaylıyor.